13 Mart 2010

Dünya havayolu sektörü “toparlanıyor” [Milliyet Gazetesi]

Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA), küresel havayolu sektörünün bu yıl toparlanacağını belirterek, bu yıla ilişkin zarar tahminini 2,8 milyar dolara çekti.

240 havayolu şirketini temsil eden IATA’dan yapılan açıklamada, hem yolcu hem uçuş sayıları artarken küresel havayolu sektörünün bu yıl toparlanacağı ifade edilerek, sektör için hala zarar beklendiği, ancak Aralıktaki tahminin yaklaşık yarısı kadar olacağının tahmin edildiği belirtildi. Birlik, bu yıl geneli için daha önce 5,6 milyar dolar olan zarar tahminini 2,8 milyar dolara çekti.Açıklamada, “Önümüzde mavi gökyüzü görmeye başlıyoruz” denildi.Birlik, geçen yıl yüzde 2,9 düşen yolcu sayısının bu yıl yüzde 5,6 artmasını, geçen yıl yüzde 11,1 düşen kargo talebinin de bu yıl yüzde 10 artmasını bekliyor.

IATA Başkanı Giovanni Bisignani, yaptığı açıklamada, doğru yöne gidildiğini, toparlanmanın güçlü olduğunu, ancak hala kriz öncesi seviyede bulunulduğunu söyledi.Havayolun sektöründeki toparlanmanın devam edeceğini söyleyen Bisignani, buna karşılık Avrupalı ve ABD’li taşıyıcıların Asya ve Latin Amerikalı havayollarının gerisinde kaldığını ifade etti. IATA, bu yıl Avrupalı havayolu şirketlerinin toplamda 2,2 milyar dolar, ABD ve Kanadalı şirketlerin 1,8 milyar dolar zarar etmesini öngörürken, buna karşılık Asya-Pasifik bölgesindeki havayolu şirketlerin 900 milyon dolar, Latin Amerikalı şirketlerin ise 800 milyon dolar kar etmesini bekliyor.

08 Mart 2010

Türk uçağı özel sektörle yapılacak [Şükrü KÜÇÜKŞAHİN]

ULAŞTIRMA Bakanı Binali Yıldırım ile hafta içi yaptığım sohbetin bir bölümünü, “Bizdeki her şey mümkün hukuku” başlığıyla haberleştirdik.

Yıldırım, bu sözleri söylerken kendi deneyimlerinden de örnekler seçti; özellikle atamalar konusunda yargının birbirine tam zıt kararlar vermesine dikkat çekti; ama en önemli vurguyu, Anayasa Mahkemesi’nin 367, Danıştay’ın da katsayı kararları üzerine yaptı.
Başkalarının da bazı başka kararları aynı şekilde örnek gösterebileceğini ifade eden Yıldırım’ın yargı konusundaki en büyük yakınması şu oldu:
“Yürütme zaman zaman, yargı kararları nedeniyle iş yapamaz hale geliyor. Yürütme ile yargı iyi görüntü vermiyor. Sanki yürütme hiç doğru iş yapmıyor, hep yargı düzeltiyor. O zaman biz de bu kararları eleştirince karşı eleştiri alıyoruz. Ama sonuçta kararların gereğini yapıyoruz.”
TEPEDE VATANDAŞ OLURSA
Yaşanan tabloda herkesin ortak sorumluluğu olduğunu kabul eden Yıldırım, AB ülkeleri arasında, vatandaşı, uluslararası mahkemelere en çok giden ülke olmaktan üzüntü duyduğunu ifade etti.
Çözüm yerinin yasama olduğunun gözden çıkarılmadan oraya yardımcı olunmasını öneren Yıldırım’a göre, hiyerarşik yapının en tepesine vatandaşın konması halinde çözümü olmayan sorun kalmaz.
Oysa sorun ortadan kaldıkça en çok halkın moral değerleri zarar görüyor.
Yıldırım ile sadece siyasetle yargı arasındaki gerginliği konuşmadık.
Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün de bağlanmasından sonra en geniş icracı bakanlık haline geldi.
Yıldırım, ilk yerli uçakla ilgili gelişmeleri anlatırken heyecanlıydı.
Bu projenin iki aşamalı olduğunu belirten Yıldırım, şu bilgileri verdi:
“İlk aşama yakında hayata geçecek. Bu aşamada lisanslı bir proje ile ilk uçağımızı yapacağız. Lisanlı projeler için temaslarımız da başladı. İsimleri şimdi açıklamak istemiyorum. Ama 3-4 ayda işin bu kısmını bitiririz gibi. Sonra üretim aşaması başlar. Tamamen yerli ilk uçakta ise hedef 2020.”
ÇANAKKALE’DE GÜZERGÂH DEĞİŞİKLİĞİYıldırım, tamamen yerli ilk uçakta, THY’den Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na, Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nden TAİ’ye kadar ilgili tüm kamu kurumlarının birlik veya ortaklık içinde olacağını söyledi.
Ancak işin içinde özel sektör de mutlaka yer alacak.
Henüz kamu/özel sektör ortaklığının oranı belli değilse de Yıldırım, “Bu alanda da ülkemizde yeterli büyüklükte şirketlerimiz var, onların deneyimleri ve güçleri proje için yaşamsal” değerlendirmesi yaptı.
İzmit-İzmir otoyolu ile Körfez geçiş ihalesini kazanan konsorsiyumun finans arayışının sürdüğünü, projede bir gecikme beklemediklerini de aktaran Yıldırım’a göre 3. Boğaz Köprüsü’nde de bir gecikme olmayacak.
Çanakkale Köprüsü için ise güzergâhta bir yenileme söz konusu.
Çünkü hem tarihi yarımada ile diğer sit alanlarının bu projeden zarar görmesi istenmiyor; hem de çevre tahribatının oluşmaması hedefleniyor.
Yıldırım’ın, internet üzerinden, insan haklarına aykırı, hakaret içeren görüntü ve yazılara karşı alınacak önlemler konusunda yakın zamanda gerekli adımların atılacağını söylediğini de aktaralım.
[Hürriyet Gazetesi] [08 Mart 2010]
 

03 Mart 2010

Akıllı dış borçlanma [Ege CANSEN]

İktisat uleması buna bir de sözde bilimsel açıklama getirir. “Efendim, milletimizin tasarruf oranı düşüktür. Tasarruf açığını kapamak için ‘tasarruf’ ithal edilmelidir. Yani, dış borç alınmalıdır” der. Bu önerme sadece iktisaden yanlış değil, aynı zamanda siyaseten de zararlıdır. Dışarıdan para gelmezse hızlı büyüyemez hatta aç kalırız diye şartlanmış bir zihniyet, ülkemizin, büyük devletlerin veya parası olan şeyhlerin, mesela petrol zengini Arapların bâziçesi haline gelmesinde hiç beis görmez. Üstelik ülke, hem onun bunun oyuncağı olur, hem de hızlı kalkınamaz. Ben bu tezi anlatıp duruyorum. Yazdıklarımı anlamak istemeyenler “ne yani, içimize mi kapanalım ?” diye sözde beni köşeye sıkıştırıyorlar.

* * *

Hayır! İçimize kapanmayalım. Tam aksine iyice dışa açılalım. Yani yelken basıp, uzak denizlere sefer yapalım. İhracatımızı, ithalatımızın üstüne çıkartalım. Japonya, Tayvan, Kore ve Çin bunu nasıl başardıysa biz de öyle yapalım. Dışarıdan borç alacaksak, bu yapısal dönüşümü gerçekleştirmek ve sürdürmek için alalım. İç tüketimi şişirmek için değil. Daha az ithalat yapmayalım, daha fazla ihracat yapalım. Kısaca ithalattan fazla ihracat yapalım. Dengeyi küçülmede değil, büyümede tesis edelim. İşte bu sonuca yarayan dış borçlanmaya ben “akıllı” diyorum. Biraz daha ayrıntıya girelim.

* * *

1. Milli gelir hesabında, ihracat artı, ithalat eksi olarak yer alır. Milli harcamalar toplamında ise, ihracat eksi, ithalat artıdır. Milli gelir, ihracatla büyür.

2. Harcamalar toplamı (tüketim artı yatırım) eğer milli gelirden büyükse, dış açık var demektir. Yabancı para hangi yolla ve ne nam altında girerse girsin, dış açık kadar ülkenin dış yükümlülükleri artar.

3. Bir ülkenin dış yükümlülükleri toplamı, sadece finansal borçlardan oluşmaz. Bu toplama “Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımı” için gelen paralar da dâhildir.

4. Bir ülkenin hem dış yükümlülükleri hem de dış varlıkları vardır. Önemli olan bu ikisinin farkıdır. Bu aşamada hedef, dış yükümlülükten fazla dış varlık yaratmaktır. Küresel hesapta, net farklar toplamı sıfırdır.

5. Dış borçla yapılan yatırımın getirisi, alınan borcun faiz ve anapara taksitlerini geri ödeyecek kadar “net katma değer ihracatı” sağlamalıdır. Bu akıllı bir borçlanmadır.

6. Borç geri ödemesi, gayrimenkul değer artışı yani “rant avcığı” ile değil, yaratılan katma değerle olmalıdır.

7. Dış borçla yapılan yatırım yarattığı ulusal katma değer, ithalatı ikame diyorsa, ayrıca ihracat şartı aranmaz. Bu da akıllı borçlanmadır.

Son Söz: Cari fazla varsa, alınan her dış borç, akılı olur.

[Hürriyet Gazetesi] [04 Mart 2010]

02 Mart 2010

TÜSİAD’ın çekilmek istendiği konum [Erdal SAĞLAM]

ÜMİT Boyner’in Başkanlığı ile birlikte, Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) sanki farklı bir konuma geçmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor.

“Gösterilmeye çalışılıyor” diyorum çünkü Başkanların konuşmalarına baktığımda, elbette hepsi kendi üslubunu yansıtıyor ama, içeriklerin hemen hemen aynı olduğunu, ilkesel bazda savunulanlarda farklılık bulunmadığını görüyorum. Peki, bu izlenim neden uyandırılmak isteniyor?

Bu izlenimi yaratma konusunda hükümet yanlısı basın organları ile yazarların başı çektiğini görüyoruz. O zaman neden aslında temelde fark yokken, sanki Ümit Boyner ile birlikte duruş farkı yaşandığı izlenimi yaratılmaya çalışılıyor? Bence amaçlardan biri “Arzuhan Doğan Yalçındağ döneminde sanki TÜSİAD’ın hükümete karşı subjektif bir tavrı varmış” gibi göstermek olabilir. Halbuki Yalçındağ’ın söyledikleriyle Boyner’in söyledikleri arasında, üslup dışında önemli bir farklılık bulunmuyor.

Bence en önemli neden ise Hükümetin önümüzdeki dönem için TÜSİAD desteğine duyduğu büyük ihtiyaç. Yıpranan ilişkileri onarmak ve toplumsal olarak sıkıntıya girdiği bir dönemde büyük patronları yanında görmek istiyor. Yönetim anlayışı “ne aldım, karşılığında ne verdim” olan, her şeyi bir pazarlık konusu yapan bir anlayış, alacağı destek karşılığında mutlaka büyük patronlara bir şeyler teklif edecektir. Aslında büyük patronlar da pazarlığı iyi bilirler ama karşılarındaki güç “devlet gücü” olduğu için pazarlıkta başarılı olurlar mı, bilinmez...

Başkan Boyner ve TÜSİAD yönetim kurulu üyelerinin geçen hafta Ankara’da yaptığı temaslarda Başbakan ve bakanlardan büyük teveccüh gördüklerini duyduk. Şimdiye kadar olmadığı biçimde övgüler, birlikte hareket etme sözleri almışlar.

Hükümetteki bu ani değişimin koordineli olduğu açık ve bazı patronlar “Acaba başımıza gelecek bir şey mi var?” demekten kendilerini alamıyorlar. “Eninde sonunda işadamıdır, gerektiği kadar tavizi verip alacağı bir şey varsa alır” diyebilirsiniz ve haklısınız da...

ANAYASA’NIN ODAĞI

Ancak benim bildiğim büyük patronlar, yaşam tarzı dahil, sonunda kaybedecekleri şeyler çok büyükse buna razı olmazlar. Üstüne üstlük iktidardaki anlayışın sadece kendilerini dönemsel olarak kullanıp sonunda devre dışı bırakma niyetini görüyorlarsa, her şeye razı olmazlar...

TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, Ankara’daki temasları sonrası yaptığı konuşmada “Hiç bir kurum ile mutlak fikir birliği içinde olmak veya kategorik olarak farklı düşünmek gibi bir anlayışları” bulunmadığının, özellikle altını çizdi.

Vergi gelirlerinin yüzde 80’ini ödeyen, demokratikleşme anlayışını sürdürülebilir büyüme ile birlikte kurum müktesebatına taşımış bir kurum olarak, sorumluluklarının gereği oluşan taleplerini tüm yetkililer ile paylaştıklarını söyledi. Boyner ve Yönetim Kurulu üyelerinin sadece Cumhurbaşkanı ve hükümet üyelerini değil, CHP ve MHP liderlerini de ziyaret edip, bu görüşlerini aktardıklarını, buralarda da iyi kabul gördüklerini biliyoruz.

Ancak dediğim gibi; Hükümet ve yandaşlarının TÜSİAD’ı “iktidar yanlısı bir konum”a çekmek istedikleri, buna ihtiyaç duydukları da ortada.

Bence bu tavırlarıyla hem eski hem yeni başkana da haksızlık etmiş oluyorlar ama...

Boyner, temaslar sonrası yaptığı konuşmada “açık bir yol haritası bulunmamasını” eleştirirken, anayasa değişik liği gereğine de değindi. Boyner, bu konuda “Yeni Anayasa’nın odağında devlet, ordu veya cemaat gibi unsurlar değil, doğrudan birey olmalıdır. Yeni anayasa ve yargı reformu kuvvetler ayrımı prensibini, yani yasama, yürütme ve yargının bağımsızlığını evrensel ölçütlerde karşılayabilmelidir. Bu iki nokta TÜSİAD’ın demokratikleşme yaklaşımının vazgeçilmez temelleridir” şeklinde konuştu...

Sizce TÜSİAD’ın bu temel anlayışı ile Hükümetin anlayışı, örtüşebilir mi?
 
[Hürriyet Gazetesi] [02 Mart 2010]

01 Mart 2010

Saab, Ali Sabancı, elektrikli yerli oto [İskander ARUOBA]

1800'lerin sonunda Batı Avrupalı teknoloji üretebilen ülkelerin hepsinde 'otomobil' icat edilirken, onlar kadar koloni zengini, ileri teknoloji sahibi Hollanda bu yarışta geri kalamazdı.


Nitekim 1898’de Amsterdamlı at arabası üreticisi Spijker kardeşler Jacobus ve Hendrik-Jan, Karl Benz’den bir motor alarak, onu arabalarından birinin önüne koyuverdiler.


Sadece 5 yıl sonra 4X4 çeken ve her tekerleğinde freni olan 6 silindirli 80 beygir gücündeki Spiker, markanın gideceği yolu belirlemişti. Bunlar egzotik, teknolojik olarak çok üstün, herkesin alamayacağı kadar pahallı olacaktı.

1907’deki ünlü Pekin-Paris yarışını bir Spiker ikinci bitirince, markanın önü iyice açıldı.
Ancak 1’ inci harp rüyayı bozdu; Spiker, teknolojisini Hollanda Uçak fabrikası N.V. ile birleştirdi ve uçak üretimine başladı. Bu kısa ve çok ateşli geçmişten sonra, Harp sonrası problemler ve onu takip eden 2’nci harp ile 1925’den 2000 yılına kadar marka uykuya daldı.

2000 yılında bir uyandı, pir uyandı! Amblemi olan ‘telli bir tekerlek ve yatay geçen uçak pervanesi’ eski günleri hatırlatır. Bugün Spiker otomobilinizi ısmarladığınız andan itibaren adeta doğumunun her etabını montaj holündeki bir kamera ile sürekli seyredebilirsiniz. Sadece renkler değil, kişiselleştireceğiniz yüzlerce detay var. ‘O’ sadece sizin seçiminiz bir otomobil olacak.

İşte bu Spiker, geçen hafta kati olarak Saab’ı satın aldı. Saab’ın da kanında uçmak, uçak var.

Spiker, F1’den 24 saat yarışlarına kadar ‘spor’ yapan bir marka. Yeni şirket ‘Saab Spyker Automobiles’i bulunması gereken ‘niş’ noktaya getirecektir. Ünlü Rallici Ericsson’un dünyaya tanıttığı Saab, Opel’den kapı kolu, GM’den motor alarak kuş mu deve mi kararsızlığı ile yaşayamazdı.

Pazarlığın 74 milyon doları nakit Toplam 400 milyon dolar bittiği söyleniyor. Öte yandan İsveç Hükümeti, Saab’ın Avrupa Yatırım Bankası’ndan istemiş olduğu 400 milyon Euro’luk ödeneği garanti etmiş. Devlete bu yakışırdı doğrusu.

Saab’ı takip ettiğim hafta sürekli telefonum çaldı. İlkokul öğretmeni tavırlı bir ses ‘İskender Bey! Size Pegasus havayolları ve HSBC bankası olarak kart vermek istiyoruz!’

‘Teşekkür ederim kardeşim, ben yabancı markalar ile çalışmamağa gayret ediyorum; istemem!’ dedikten yarım saat sonra bir başka ‘müdüranım! telefonda; Biz, HSBC Bank olarakÖ’ ‘İstemiyorum kardeşim; istemiyorum! Telefonlar üç günde kesildi.

Sayın Ali Sabancı; sizin dedeniz bu ülkenin en büyük bankalarından birini kurdu; aslan gibi işliyor; pahallı hizmet filan ama hiç değilse yatırım yapıyor, üretim yapıyor; insanlar helali hoş olsun diyorlar; sizin aile ile aranız bozuk olabilir, bu yüzden Akbank ile çalışmıyor olabilirsiniz? (ben kalın kafalı olduğumu için pek anlamıyorum ama!) Başka yerli bankalar var; eğer siz gazetelere ilan verip ‘ey Türk tüketicisi, senin için uçak alıyorum benim uçaklarım ile uç!’ diyorsanız; benim de bu sualleri sorma hakkım doğuyor! Ben keyif ile Pegasus ile uçmaya devam edeceğim; ama HSBC ile çalışmayacağım. 3’üncü konu yerli elektrikli otomobil. En ciddi gazetelerimizden birinde aynen şöyle bir haber var;

İlk Türk elektrikli otomobili Mia Fransa’da üretilecek. Yanlış mı okuyorum diye birkaç kez daha okudum; ilk otomobilimizi Fransa’da ‘üretecekmişiz’ niye Fransa? Çünkü üretecek olan Heulliez Fransız şirketi ve elektrikli otomobil üzerine çalışmalar yapıyor. Okumağa devam ediyoruz; Bu MIA elektrikli aracı zaten Türkiye de satılmayacakmış? Daha sonra üretilecek olanlar belki satılırmış; Heulliez borçlarından dolayı batabilirmiş; onun için Türk sermayesi girişi (20 milyon avro) çok önemli imiş.

Ama Fransız Bakan para versek de bu yatırımın Türkiye’ye gitmesine müsaade etmezmiş!

Bütün bu toz duman içinde yegâne Türk olan, çizimin sahibi İsviçreli Mindset Holding’in hissedarlarından biri olan Murat Günak’ın doğum yeri! Böylesine bir karmaşanın ‘nasıl yerli otomobile’ dönüşeceğini sadece Fütürolog Alphan Manas izah edebilir! Soracağız kolay bir yolu yok mu bu yerli otomobilin?

[Radikal Gazetesi]

Iberia rekor zarar açıkladı [Haber Türk Ekonomi]

Iberia, British Airways ile birleşme görüşmelerinde son aşamaya geldi
Küresel ekonomik kriz havayolu şirketlerinin 2009 rakamlarında da kendini gösteriyor. İspanyol havayolu şirketi Iberia da, geçtiğimiz yılı 273 milyon euro’luk rekor bir zamla kapattı.

Iberia Havayolları 13 yıl aradan sonra ilk defa zarar açıkladı. British Airways ile birleşme görüşmelerinde son aşamaya gelen Iberia Havayolları, 2008’deki 32 milyon euro’luk gelirine karşılık 2009 yılında 273 milyon euro zarar etti.

Yıllık geliri 4.4 milyar euro ile yüzde 19 azalan şirketin iş seyahatlerinde ve kargo taşımacılığında önemli bir düşüş gerçekleşti. Gelir azalmasına küresel kriz nedeniyle fiyatlarda yaşanan baskı da neden oldu. Şirketten yapılan açıklamaya göre, toplam kargo taşımacılığında ise geçtiğimiz yıla göre yüzde 12’lik bir düşüş oldu.

BA ile görüşmelerde sona gelindi

Yolcu taşımacılığında, kilometre başına koltuk gelirleri, geçen yıla göre yüzde 14 azalan Iberia, 2009 yılını tarihinin en kötü yılı olarak duyurdu. Önümüzdeki dönemde geleneksel havayollarının yok olacağını söyleyen Iberia Yönetim Kurulu Başkanı Antonio Vázquez, British Airways’le yapacakları birleşme anlaşmasının önümüzdeki günlerde kesinleşeceğini söyledi.

25 Şubat 2010

DHMİ'nin havaalanı yatırımları rötara takılmadı [Emrah Uğurkan]

Büyüyen yolcu ve hava trafiğinin yarattığı rötarları dikkate alan Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Türkiye'nin dört tarafındaki havaalanlarında yatırım ve yenilik çalışması başlattı. Kendi işletmesinde bulunan havaalanlarının alt ve üst yapı ihtiyaçlarına yönelik olarak 2009'da 435 milyon TL'lik harcama gerçekleştiren DHMİ bu yıl 350 milyon TL’lık yatırımla projelerine devam edecek.

Özellikle İstanbul'da 'rötar' kaynaklı şikayetlerin sayısı giderek artıyor. Ancak, havacılık sektörü adeta altın yıllarını yaşıyor. Geçen yıl dünya yolcu trafiğinde yüzde 3.1'lik bir düşüş görüldü. Avrupa'da ise bu düşüş yüzde 3 oldu. Buna karşılık Türkiye ise hızla büyümeye devam ediyor. 2009 sonunda, havalimanı ve havaalanlarımızda yaklaşık 86 milyon yolcu hizmet aldı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 7.4'lük büyüme demek. Aynı dönemde uçak trafiği ise yüzde 5.7 artışla 1 milyonu aştı. Sektörün 2010 beklentisi ise yolcu sayısında yüzde 10, uçak trafiğinde yüzde 7 artış.

Yatırımda zirve yaptı
Sektörün rekabete açılıp, yeni oyuncuların pazara girmesi kadar, bu uçuşların gerçekleşmesini sağlayacak alt ve üst yapı yatırımları da önemli. İşte burada Devlet Hava Meydanları İşletmesi'nin (DHMİ) son yıllardaki yatırımları devreye giriyor.

Geçen yıl DHMİ yatırımlarının adeta zirve yaptığı yıl oldu. DHMİ, kendi işletmesinde bulunan havaalanlarının alt ve üst yapı ihtiyaçlarına yönelik olarak 435 milyon TL'lik harcama gerçekleştirdi. Aynı şekilde DHMİ'nin taraf olduğu kamu-özel işbirliği projeleri kapsamında sektöre kazandırılan yatırımın fiili tutarı ise 450 milyon TL oldu.

DHMİ Genel Müdürü Orhan Birdal, "DHMİ gerek kendi öz kaynakları gerekse taraf olduğu kira sözleşmeleri kapsamında kamu kaynağı kullanılmaksızın toplam 885 milyon TL'lik fiili yatırım harcamasını havacılık sektörüne kazandırdı. Bu rakam, havaalanlarımızı kullanan uçak ve yolcuların konforuna yönelik atılmış çok ciddi katkıdır" diyor.

Birdal, DHMİ Genel Müdürlüğüne 2010 yılı içinse 350 milyon TL yatırım ödeneğinin tahsis edildiğini, bu ödenekle önceki yıllardan devam eden işlerle birlikte, 2010 yılı için planlanan yatırımların gerçekleşeceğini söylüyor.

Peki, son dönemde DHMİ hangi yatırımları gerçekleştiriyor? Öncelikle havaalanlarının yolcu kapasitesini artırmaya yönelik terminal yatırımları devam ediyor. Sivas Havaalanı’na iç ve dış hatlar terminal binası, Batman Havaalanı’na terminal binası, Kayseri Havaalanı’na iç hat terminal ve VIP binası, Hatay Havaalanı'na yeni terminal binası, Erzincan Havaalanı'na iç ve dış hat terminal binası, Kars Havaalanı’na iç ve dış hat terminal binası inşaatı devam ediyor. Söz konusu yatırımlar 2010'da tamamlanmış olacak.

Bugün DHMİ çatısı altında faaliyet gösteren havaalanlarının toplam 25'inde 38 adet ILS Sistemi (Aletle İniş Sistemi) hizmet veriyor. 2010 yılı sonu itibariyle ILS Sistemi bulunan havaalanı sayısı 25'den 30'a, toplam ILS sayısının 38'den 44'e ulaşacak.

Yer radarları kuruluyor
Bu arada Atatürk, Esenboğa ve Antalya havalimanlarında yer hareketlerinin yoğunluğu ve zaman zaman görüş mesafesinin düştüğü sisli ve yağışlı havalarda, kolay yer kontrolü nedeniyle ASMGCS olarak adlandırılan yer radarı sistemleri kurulum çalışmalarına da başlamış durumda. Mayıs ayında sistemler devreye giriyor.

Yoğun trafiği nedeniyle yıpranan ve özellikle doğu meydanlarında mevsim değişiklikleri ve yoğun kış şartlarından etkilenen PAT Sahalarını (Pist, Apron ve Taksi yolları) belli bir program dâhilinde yenilme çalışmaları ise devam ediyor. Bu kapsamda Atatürk Havalimanı'ndan Erzurum Havalimanı’na, Esenboğa Havalimanı'ndan Antalya Havalimanı'na kadar birçok yerde PAT sahaları onarımı gerçekleştiriliyor. Diğer taraftan, kapsamında Bursa-Yenişehir Havaalanı, Mardin Havaalanı, Adıyaman Havaalanı, Ağrı Havaalanı, Erzurum Havalimanı'nın teknik blok ve kule yapımlarına 2009'da başlanıldı. Tekirdağ-Çorlu Havaalanı ile Denizli-Çardak Havaalanı kule projeleri için ihale süreci devam ediyor.

2010 programı da yoğun
Bu arada önemli bir yatırım konusu da mevcut radar sistemlerinin yenilenmesi. Proje kapsamında 18 SSR, 5 PSR radarı ve Trabzon Havalimanı'na APP (yaklaşma) hava trafik merkezi kuruluyor. İlave 23 adet radarın montajlarına ise başlanıldı.

DHMİ, bir taraftan mevcut projeleri hayata geçirirken, diğer taraftan da 2010'da yeni projeler için ihaleye çıkmaya hazırlanıyor. 2010'da ihaleye çıkacak projeler arasında dört terminal binası inşası bulunuyor. Buna göre Ağrı ve Adıyaman Havaalanı'nda yeni terminal binaları yapılırken, Adana Havalimanı'nda gelen yolcu terminal binasına aks ilavesi gerçekleşecek. Aynı şekilde Ferit Melen Havaalanı terminal binasına da aks ilavesi yapılacak.

Pat sahaları yapımı ve onarım işleri de geçmiş yıllarda olduğu gibi devam edecek. Adıyaman Havaalanı'nda pist genişletilmesi ile apron ve taksi yolu yapımı, Antalya Havalimanı G Taksi yoluna paralel taksi yolu yapımı, Mardin Havaalanı'na pist genişletilmesi ve PAT Sahaları onarımı, Konya Havaalanı'na apron yapımı, Trabzon Havalimanı'na Apron büyütülmesi 2010 projeleri arasında yer alıyor.

[Ekonomist] [22 Şubat 2010]

Dato 'Tony Fernandes, CEO - AirAsia Berhad [Göksel Yaman]

AirAsia uçuş sıklığını bağlantı noktalarını gerçekten arttırıyor. 65 bölgeye kendimizi yerleştirdik. Şimdi, Bali ve Manila'yı birleştirme gibi daha önce hiç yapmadığımız işleri yapıyoruz.

S: Malezya, Tayland ve Endonezya’ da transit üsleriniz var. Asya başka bir alanda başka bir transit üs oluşturmayı planlıyor musunuz?
TF: Evet, inanıyorum ve ümit ediyorum ki bir gün Filipinler ve Vietnam’ da olacağız.

S: Bunun için bir zaman planlamanız var mı?

TF: Hayır, biz sabırlıyız ve eninde sonunda orada olacağız.

S: Belki de bu alanda aynı şeyleri yapacak diğer düşük maliyetli taşıyıcılarla bir yarış halinde olmaktan korkuyor musunuz?

TF: Hayır, bildiğiniz gibi faaliyete başladığımızdan beri aktif olarak bir yarış var. Tiger, Jetstar, birkaç tane Endonezya’da, birkaç Tayland’ da var ve biz bunlarla kurulduğumuzdan beri iki yıldır yarış halindeyiz. Başarılı herhangi bir model yarışı çekecektir, bunun için hazır olmak zorundasınız ve bunun olacağını biliyorsunuz. Yarışacak gibi hazır olmalısınız. Dolayısıyla o konuda endişelenmiyoruz, 8 yıllık bir cehennemin içerisinden bulunduğumuz yere geldik. Yeni gelen herhangi biri bizimle mücadele etmeli çünkü 85 uçağımız var ve 24 milyon yolcu taşıyoruz.

S: AirAsia’nın business class’ da düz yatak sunacağına dair bazı söylentiler var.

TF: Şu anda gerçekte bizim de düz koltuğumuz var, onlar eski business class koltuklarıdır. Gerçekten bütün koltuklarımızı değiştiriyoruz. Piyasaya girdiğimizde sadece bir sırada dokuz koltuk gibi bir veya iki seçme şansımız vardı. Şimdi daha çok insan bizim modelimizi görmeye başlıyor ve bunun daha mantıklı olduğunu anlıyorlar. Bu yüzden bizim XL koltuğa karşı X koltuk gibi daha iyi koltuk için gelenler var. Düz yatak değil, 170c yatar, fakat yinede gerçekte düz sayılır.

S: Londra’ya zaten uçuyorsunuz ve sonar da Paris‘ e uçmayı planlıyor musunuz?

TF: Bir çok Avrupa noktasına genişlememiz uygun uçaklara bağlıdır. Airbus A340-300 gibi uçakları sevmiyoruz. Genellikle 4 motorlu uçakları sevmiyoruz. Daha çok koltuk olduğunda 4 motorluya sahip olmak iyidir. Fakat Airbus A330’un sahip olduğu gövdenin aynısına sahip. Bu yüzden biz Airbus’la A330-200’ ün testine ve geliştirilmesinde beraber çalışıyoruz. Onun gibi ekonomik bir modele sahip olduğumuzda bizi Avrupa’da daha çok göreceksiniz, fakat sahip olamazsak A 350’ yi bekleyeceğiz.

S: Orada EasyJet var iken neden Paris’i seçtiniz veya onunla bir ilgisi yok mu?

TF: Orly’e bakıyoruz. Gideceğimiz herhangi bir hava alanı genellikle düşük maliyetli bağlantıya sahip olmalıdır. Paris, birçok sebepten dolayı hiç bir şekilde düşük maliyetli bağlantı yeri değildir. Eğer merkezi Avrupa’da, Kıt’a Avrupası’ nda bir yer varsa Asyalıları kendine çeker. Fransa bu yerlerden birisidir ve Fransa ve Almanya açıkça çok büyük bir pazardır. Bu yüzden Güney Doğu Asya’ya gelecek bir çok insan vardır. Bu nedenle Paris, düşük maliyetlerden dolayı değil rota ve insanlardan dolayı tercih edilen bir yer oluyor.

S: Bugüne kadar bütün AirAsia X uçuşları Kuala Lumpur’dan. Diğer transit üslerinizden uçuş planlıyormusunuz?

TF: Hayır

S: Hali hazırda 85 uçak ve 61 uçuş rotanız var. Şimdi hangi rotalarda yoğunlaşıyorsunuz?

FT: AirAsia uçuş sıklığını bağlantı noktalarını gerçekten arttırıyor. 65 bölgeye kendimizi yerleştirdik. Şimdi, Bali ve Manila’yı birleştirme gibi daha önce hiç yapmadığımız işleri yapıyoruz. Bizim için oldukça ucuz çünkü zaten Bali’ de transit üssümüz ve Manila’ da üssümüz var. Böylece sadece oraya bir uçuş koyuyoruz. Büyürken sadece bu noktaları uçuş sıklığımızı arttırarak birbirine bağlıyoruz ve üçüncü noktamız Hindistan ki, burada gelecek 12 ayda birçok genişleme olacak.

S: Orta Doğu rotasından da bahsettiniz. Air Arabia ile iş birliği mi planlıyorsunuz yoksa kendi başınıza mı hareket edeceksiniz?

TF: Sanırım internetbizim için iş birliğinde bulunacaktır. Stansted‘ e vardığınızdacyolcular Ryanair ‘in EasJet’ in olduğunu biliyorlar. Bu yüzden kendileri bağlantılarını yapıyorlar.

S: Bu konuda herhangi bir rakam elinizde var mı?

TF: Zannedersem, Stansted’ de İngiliz olmayanların % 80’I kendi bağlantılarını yapıyor veMalezya’ya vardıklarında da hemen hemen aynı. % 80 gibi bir kitlenin AirAsia uçuş bağlantısını bir yerlerden kullandığını biliyoruz.

S: Çevre konusunda bir çok tartışma var. Şirket olarak yeni uçak kullanmaktan başka ne gibi tedbirler alıyorsunuz?

TF: Niçin hiç kimsenin hava alanları ve hava trafik kontrolü hakkında konuşmadıklarını anlamak istiyorum. Kanımca onlar yakıt tüketimine katkıda bulunan en büyük etkenlerdir. KLIA’nın etkili olarak çalışmadığını biliyorsunuz, pistler çift olarak faaliyet göstermiyor, biri havalanıyor. Aslında her ikisi de aynı anda havalanmalıdır. Demek istediğim iniş ve kalkışda daha çok sayıda olabilir. Tutmak zorunda olduğumuz düz bir yaklaşımın olduğu bir kokpitte hiç bir zaman bulunmadım ve KLIA yoğun bir havaalanı değildir. Bizim yüzümüzden yoğun bir hava alanı. Fakat örneğin Avrupa’ daki diğer hava alanlarına gittiğinizde ve hava trafik kontrolü yüzünden pist başında kaybettiğiniz zamanlar yüzünden kabus yaşarsınız. Bu sadece uçaklarla ilgili değil çünkü APU kaynıyor. Bu nedenle uçağa biniyorsunuz, kalkışa hazırsınız ve size özür dileriz diyorlar. Avrupa hava Trafik Kontol merkezi bir yarım saat daha beklemniz gerektiğini söylüyor. Beijing’ deki hava control kulesi de beklemeniz gerektiğini söylüyor. Gordon Brown bu konuda ne yapıyor? Giovanni Bisignani ve diğer adamlar ne yapıyorlar bu konuda? Çok daha aktif olmalılar bu konuda. Polemik yarattığım için üzgünüm ancak bunlar da gerçekler. Evet biz üzerimize düşeni yapmalıyız ve sanırım havacılık endüstrisi bunu yapmaya çaılşıyor. AirAsia olarak m2 başına diğer uçaklardan daha çok koltuğa sahip olduğumuz için suçlanamayız. Bizim karbon salınımımız, aynı uyku koltuğunda biz sekiz kiş taşırken bazı insanların duş almaları için yarım ton su taşıyan SIA A380 veya Emirates A380 daha iyidir. Biz üzerimize düşeni yaptık, yeni uçaklar aldık, bio yakıtlar, enerji verimliliği ve A 350 ve B 787 gibi kompozit daha hafif uçaklar ile çalışyoruz. Yıllardır bu işin içindeyim ve hava alanlrının bu konuda ellerini uzatıp bir şeyler yaptıklarını görmedim. Neden hava alanları güneş enerjili değil? Neden hava alanlarında enerji tasarrufu tedbirleri uygulanmıyor?Işıklar bütün gün açık. Neler olup bittiğini oturup soracak Hava trafik kontrol kulesi nerede?

S: Liberalleşme şirketinizi nasıl etkilemektedir?

TF: Sadece iyi bizim için daha iyidir. Liberalleşme bizim için iyidir. Liberalleşme olmadığı için geri kaldık. Eğer yarışma kabiliyetiniz var ise liberalleşme iyidir. Yarışma kabiliyeti olmayanlar için liberalleşmenin olmaması elbette iyidir. Liberalleşmenin serbest ve uygun olduğu sürece ben de serbest pazarcıyım. İzin verilmeli ve hava yolları birleşebilmeli. Yabancı telefon şirketiniz var, yabancı enerji istasyonunuz var, deniz aşırı ülkelerden g elip yollara yatırım yapan insanlar var ancak hava yolları ülkeler tarafından sahiplenilmek zorunda…bu bana oldukça garip geliyor. Sermayenin yetersiz kalmasıdır.

S: Liberalleşme var ise konsolidasyonu nasıl görüyorsunuz? Asya’daki pazarı nasıl buluyorsunuz?

TF: Konsolidasyonun çok uzak bir ihtimal olduğunu düşünüyorum, fakat gerçekleşecek. Avrupa’da 3 veya dört taşıyıcı olduğu için şanslısınız. Aktif olarak Ryanair, easyJet gibi bir veya iki düşük maliyetli taşıyıcı var. Bunların Avrupa’da bir çok yerde üsleri var. Ancak uzun taşıma mesafesi nedeniyle büyük taşıyıcılar bunu yapamazlar. Air France, KLM ‚nin bunu yapmaya çalıştıklarını kastediyorum, fakat zannedersem er ya da geç Asya’da dakonsolidasyon gerçekleşecektir. Bu kaçınılmazdır ancak hükümetler arasındaki güven eksikliği nedeniyle biraz zaman alacaktır.

S: Bir şirketi sıfırdan başlatarak ve şimdi de sadece Asya’da değil de bütün dünya’da tanınmasını sağlamak nasıl bir duygu?

TF: Gerçekten çok eğlenceli, dürüst olmak gerekirse hoş bir duygu. Çünkü şu andan itibaren ne olursa olsun hiç kimse bizden alamaz. Kimsenin mümkün olamaz dediği şeyi yaptık. Bu benim eserim değil, 8000 çalışanın bizimle birlikte yolculuğu sonunda gerçekleşti. Büyük hava alanları gelip resim çekiyorlar, kart veriyorlar ve ziyaret etmemizi istiyorlar. Bu da iki şeyi gösteriyor, birincisi evet bu büyük bir iş ortaya çıkardığımız fakat insanların artık düşük maliyetli taşıma işinde gerçekten bir değer olduğunu gösteriyor. İnsanların yaşamını değiştirmemiz gerçekten hoş bir duygu, bu başardığımız.

S: İcra Komitesi Başkanı olarak liderliğiniz, geçen yılki ziyaretimde ofisinizi görme şansım oldu, diğerleri ile birliktesiniz. Bu atmosfer nasıl size yardımcı oluyor?

TF: İnovasyon için atmosfer kredimiz var, insanların konuşması için kredimiz var. Demokrasinin en güzel şeylerinden biri de herkese konuşma özgürlüğü vermesidir fakat hava yollarında korkunç bir hiyerarşi var. Bu da şirketleriin fonksiyonlarını zayıflatmakta. Herkes kapısının açık olduğundan bahsetmekte ama kapılar hep kapalı. Bu yüzden şeffaf bir şirket sahibi olmak istedim, öyle bir şirke istedim ki kimse konuşmaktan korkmasın. 7000 beyin sizin için çalışıyor. Asyadaki diğer düşük maliyetli hava yollarından neden daha farklıyız? Kültürümüz yüzünden. Fark insanlar ve kazanmayı arzulayan bir kültüre sahip olmaktadır. İnovasyon yapıyoruz, hata yapıyoruz, değiştiriyoruz, tıpkı AirAsia X koltuklarında yaptığımız hata gibi. Koltukları değiştirdik. SIA koltukları çok kötü, business class koltukları bir felaket fakat değiştirmiyorlar, çünkü yenilgiyi Kabul etmiyorlar.

S: Aslında düşük maliyeti büyük deneyime sahip olmanız nedeniyle düşük maliyetli bir iş kurmak isteyenler için ipuçları nelerdir?

TF: Disipline odaklanmalısınız. Düşük maliyetli taşıyıcı olarak başlayanların sayısına baktığınızda n sonra farklı bir şeyler içine dahil oldular, çünkü sabır veya odaklanma veya disiplin yoktu. Kingfisher düşük maliyetli bir taşıyıcı olarak başladı ve şimdi tam bir hizmet verir oldu. Virgin Blue de aynı şekilde başladı ve şimdi ne olduğunu bilmiyorum. Ryanair düşük maliyetli bir taşıyıcı olarak başladı. Biz düşük maliyetli bir taşıyıcı olarak başlamadık ama sonra dönüştük. easyJet, Southwest yerde beklemeye başladı Orada bir fatura var Eğer modelinize ve disiplininize bağlı kalırsanız dünya sizin istiridyeniz olur.

[Air News Times] [25 Şubat 2010]


Yunanistan'ın en büyük iki havayolu birleşti

Ülkedeki uçuşların yüzde 97’sini gerçekleştiren iki havayolu yoğun rekabet, uluslararası ekonomik koşullar ve Yunanistan’ın içinde bulunduğu zor ekonomik durum nedeniyle birleşme kararı aldı.


Anlaşmaya göre, eylülde hizmete girecek yeni havayolu şirketi ‘Olympic Air’ın adını kullanacak. Atina borsasında işlem görecek yeni şirkette iki taraf da yüzde 50 paya sahip olacak.

1957’de ünlü armatör Aristotle Onassis tarafından kurulan Olympic Havayolları, 1974’de devlete satıldı. Olympic Air’ın Başkanı Andreas Vgenopoulos, “Yunan ekonomisinin hali ve sektörün durumu rekabetçi fiyatlar sunmak için güçbirliğine gitmemizi gerektirdi” dedi.

Toplam 64 uçakları var

Aegean Başkanı Theodore Vassilakis ise, “AB içindeki rakiplerimizin büyüklüğü birleşmemizi gerektirdi” dedi. İki havayolu şirketinin toplam 64 uçağı ve 5850 çalışanı bulunuyor.
 
[Air Transport]

03 Şubat 2010

Türkiye'nin uçak bakım pastasındaki payı büyüyor

Türkiye, sivil havacılık sektöründe yaşanan gelişmelere paralel olarak, uçuş emniyetinin temel unsurlarından olan uçak bakımı konusunda önemli ilerleme kaydetti.


Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM), yabancı tescilli büyük hava araçlarına geçen yıl toplam 209 bakım hizmeti verirken 685 hava aracının da uçuşa elverişlilik denetlemesini yaptı.

SHGM, Türkiye'nin bölgesel işbirliği oluşumları ile Karadeniz, Balkanlar, Orta Doğu, Akdeniz, Afrika ve Asya coğrafyasında ''Bakım ve Eğitim Merkezi'' olmasını ve yaklaşık 5 bin uçağın bulunduğu bu pazardan daha fazla pay almayı amaçlıyor.

SHGM'den yapılan yazılı açıklamaya göre, pek çok Avrupa ülkesinin sahip olmadığı Bakım Akreditasyonu 2008 yılı başında onaylanan ve 2009 AB İlerleme Raporu'nda ''Avrupa standartlarında bakım yaptığı'' belirtilen Türkiye, SHGM'nin imzaladığı bölgesel işbirliği anlaşmalarına paralel olarak pek çok ülkeye uçak bakım ve eğitim hizmeti vermeye başladı.

EASA Part-145, bakım akreditasyonu kapsamında Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Fransa, Hırvatistan, İngiltere, İspanya, İsveç, İtalya, İzlanda, Litvanya, Moldova, Slovakya, Ukrayna, Yunanistan'ın da aralarında bulunduğu yabancı tescilli büyük hava araçlarına 2009'da toplam 209 bakım hizmeti verildi. Yabancı havayolu işletmelerinin tescilinde bulunan hava araçlarına 2008 yılında ise 142 hangar bakımı yapıldı.

Türkiye'de ticari hava taşımacılığında kullanılan hava araçlarına bakım yapmak üzere 12 adedi havayolu işletmelerine hat bakım hizmeti, 4 adedi havayolu işletmelerine hat ve hangar bakımı hizmeti, 1 adedi havayolu işletmelerine motor bakım hizmeti, 16 adedi ise hava taksi işletmelerinde bulunan helikopter ve iş jetlerine hat ve hangar bakım hizmeti verme konusunda yetkilendirilmiş toplam 33 bakım kuruluşu bulunuyor.

THY Teknik, MNG Teknik, My Teknik ve MNG Havayolları; Avrupa ve Amerika dahil dünyanın birçok havayolu işletmesinin tescilinde bulunan hava araçlarına hangar seviyesinde bakım hizmeti veriyor.

-HEDEF 5 BİN UÇAKLIK FİLO-

KEİ, D-8, TRACECA, AKDENİZ, AFCAC ve T-MAG olmak üzere sivil havacılıkta işbirliğini içeren altı uluslararası oluşumun temelini atan SHGM, 2007'den bu yana toplam 129 ülke ile görüşme yaptı. Bölgesel işbirliği toplantıları kapsamında bakım ve eğitim alanında işbirliği içeren anlaşmalar yapılması da artışta önemli rol oynadı.

Bölgesel işbirliği oluşumları ile Karadeniz, Balkanlar, Orta Doğu, Akdeniz, Afrika ve Asya coğrafyasında Türkiye'nin Bakım ve Eğitim Merkezi olması ve yaklaşık 5 bin uçağın bulunduğu bu pazardan daha fazla pay alması amaçlanıyor.

-UÇAKLAR 685, BAKIM KURULUŞLARI 64 KEZ DENETİMDEN GEÇTİ-

Yabancı ülkelere uçak bakımı konusunda verilen hizmetin yanı sıra Türkiye, hızla gelişen sivil havacılık sektöründe zafiyet yaşanmaması amacıyla hem uçaklara hem de bakım kuruluşlarına yapılan denetimlerine aralıksız devam ediyor.

2008'de 581 hava aracının uçuşa elverişlilik denetlemesini gerçekleştiren SHGM, geçen yılın sonunda bu rakamı 685'e yükseltti. Bakım kuruluşları ise 2009'da 64 kez denetimden geçti. Ayrıca SHGM tarafından 70 havayolu ve hava taksi mühendislik bakım sorumluluğu denetlemesi, 11 Bakım Eğitim Kuruluşu denetlemesi yapıldı.

[03 Şubat 2010] [Zaman Gazetesi]

29 Ocak 2010

IATA 5.6 milyar dolar kayıp bekliyor

Uluslararası Hava Taşıma Birliği IATA, son aylarda görülen iyileşmeye rağmen,2009 yılının tarifeli uluslar arası yolcu trafiği açısından İkinci Dünya Savaşı sonrasında kaydedilen en kötü yıl olduğunu açıkladı. IATA verilerine göre 2009’ün tümünde dünyada yolcu talebi yüzde 3.5 azalırken, kargo taşımalarında ise yüzde 10.1’lik bir düşüş oldu.

IATA Genel Direktörü ve CEO’su Giovanni Bisignani, örgütün merkezi Cenevre’de yaptığı açıklamada, “Yolcu talebi açısından 2009 endüstrinin gördüğü en kötü yıl olarak tarih kitaplarına geçecektir. Biz bu tablo sonucunda yolcu pazarında 2.5 yılda, kargo pazarında da 3.5 yılda kazandığımız büyümeyi tümüyle kaybettik” dedi. Bisignani, “Havayolu taşıma endüstrisi 2010’a büyük iddialarla başlıyor. En kötü geride kaldı, ama şu anda kutlama zamanı değil” yorumunu yaptı.

2010 DA 5.6 MİLYAR DOLAR ZARAR BEKLENİYOR
Giovanni Bisignani şöyle devam etti:
“Uluslar arası yolcu kapasitesi Aralık ayında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 0.7 azalırken, kargo taşımaları yüzde 0.6 üzerinde gerçekleşti. Son birkaç ayda arz ve talep koşullarıyla ilgili olarak alınan sıkı önlemlere rağmen 2008 seviyelerinin hala yüzde 5-10 altındayız. Gelirlerdeki iyileşmeler talepte gördüğümüz düzelmeden çok daha yavaş bir hızda olacak. Karlılık ise çok daha yavaş bir artış hızı takip edecek ve havayolu şirketleri 2010’da 5.6 milyar dolar kaybedecekler.”


YOLCU TALEBİ ARTIŞINDA EN KARLI ORTADOĞU OLDU
IATA verilerine göre, Aralık 2009’da yolcu talebi bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 4.5 artış kaydetti. Bu rakam en kötü ay olan Şubat 2009’a kıyasla yüzde 8.4’lik bir iyileşmeyi temsil ederken, 2008 zirvesinin hala yüzde 3.4 daha altında bulunuyor. IATA’nın bölgelere ilişkin verileri Asya-Pasifik, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki havayolu şirketlerinin Aralık 2009-Aralık 2008 kıyaslamasına göre sırasıyla yüzde 5.6, yüzde 5 ve yüzde 5.6 azaldığını gösteriyor. Avrupa’daki havayolu şirketlerinin yolcu talebinde geçen yıl yüzde 1.2’lük düşüş olurken, Kuzey Amerika bölgesinde bu düşüş yüzde 0.4 ile sınırlı kaldı.

IATA, Asya-Pasifik bölgesindeki havayolu taşıma şirketlerinin son dönemde gözlenen iyileşmeden en fazla karlı çıkan şirketler olduğunu ve Aralık ayı itibariyle yolcu talebinde yüzde 8’lik bir artış olduğunu açıkladı. Ortadoğu’daki hava yolu şirketleri de yolcu sayısı artışında Aralık ayındaki iyileşmeden en karlı çıkan bölüm olurken, yılın tümünde yüzde 11.2’lik artış kaydettiler. Güney Amerika’daki havayolu şirketleri domuz gribinin de etkisiyle yılın tümünde yüzde 0.3 gibi çok küçük bir hareket gösterdi. Avrupalı havayolu şirketleri ise yolcu talebi açısından 2008’de yakalanan zirve düzeylerinin hala yüzde 20 altında görünüyor.

15 Ocak 2010

Türkiye’nin turizm gelirleri de geriledi

Türkiye’nin 2009 yılının 11 aylık döneminde net turizm gelirleri 2008 yılının aynı dönemine oranla yüzde 7,2 azalarak 16 milyar 542 milyon dolara geriledi.

Merkez Bankası’nın Ödemeler Dengesi verilerine göre, Türkiye’nin 11 aylık döneminde turizm gelirleri 2008 yılının aynı dönemine oranla yüzde 4 azalarak 20 milyar 153 milyon dolara gerilerken, turizm giderleri yüzde 14,2 artarak 3 milyar 611 milyon dolara yükseldi.

Bunun sonucunda söz konusu dönemde, net turizm gelirlerinin 2008 yılının aynı dönemine oranla yüzde 7,2 azalarak 16 milyar 542 milyon dolara gerilediği görüldü.

Hizmetler başlığının diğer önemli bir kalemi olan taşımacılık kaleminde 2008 yılının 11 aylık döneminde 22 milyon dolar net çıkış olmuşken, 2009 yılının aynı döneminde 1 milyar 142 milyon dolar net giriş gerçekleşti.

Yurtiçinde yerleşik inşaat şirketlerinin yurtdışında gerçekleştirdikleri inşaat hizmetlerinden kaynaklanan net döviz girişi, 2009 yılının Ocak-Kasım döneminde 2008 yılının aynı dönemine oranla yüzde 3,4 artarak 903 milyon dolar oldu.

2008 yılının Ocak-Kasım döneminde toplam 16 milyar 864 milyon doları fazla veren Hizmetler Dengesi kalemi, 2009 yılının aynı döneminde 16 milyar 65 milyon dolar fazla verdi.

Ücret ödemeleri ve yatırım geliri kalemlerinden oluşan gelir dengesi kaleminden kaynaklanan açıklar, 2008 yılının Ocak-Kasım dönemine göre yüzde 3,5 azalarak net 6 milyar 999 milyon doları oldu.

Yatırım geliri kaleminin altında büyük ölçüde kar transferlerinden oluşan doğrudan yatırımlar ve faizlerden oluşan diğer yatırımlarda gerçekleşen net çıkış, sırasıyla yüzde 11,1 oranında azalışla 2 milyar 169 milyon dolar ve yüzde 12,9 oranında azalışla 4 milyar 989 milyon dolar olurken, portföy yatırımlarından kaynaklanan net giriş yüzde 74,2 azalarak 254 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Finans hesaplarında 2008 yılının Ocak-Kasım döneminde 35 milyar 613 milyon dolar net sermaye girişi gerçekleşirken, 2009 yılının aynı döneminde 2 milyar 936 milyon dolar tutarında net sermaye girişi oldu.

Doğrudan yatırımlar kaleminde 2009 yılının Ocak-Kasım döneminde gerçekleşen net sermaye girişi, 2008 yılının aynı dönemine oranla yüzde 60,1 azalarak 5 milyar 857 milyon dolar olarak belirlendi.

Bu arada ödemeler dengesi verilerinde kaynağı belirsiz para giriş çıkışını gösteren net hata noksan kalemi Kasım ayında 1 milyar 36 milyon dolar Ocak-Kasım döneminde de 6 milyar 986 milyon dolar giriş olduğunu gösterdi.

[11 Ocak 2010] [Milliyet Gazetesi]

14 Ocak 2010

Japon Havayolları zor durumda


Japon Havayollarının (JAL) hisseleri yüzde 81 düşerken, şirketin gelecek hafta iflas başvurusunda bulunabileceği bildirildi.



Havayolu şirketinin piyasa değeri iki gün içinde 1,81 milyar dolar düşerek 200 milyon dolar oldu.



Daha geniş bir yeniden yapılanmanın parçası olarak en erken gelecek hafta iflas başvurusunda bulunabilecek havayolu şirketi, yeniden yapılanmayla, borçları azaltmayı, 13 bin kişiyi işten çıkarmayı ve kar sağlamayan iki düzine kadar güzergahı da iptal etmeyi amaçlıyor.



Havayolu şirketinin, 16 milyar dolar borçla iflas başvurusunda bulunması, Japonya tarihinin 6. büyük iflası olacak.



Şirketin hisseleri, borsadaki günlük limit olan 30 yen düşüp 7 yen olunca ve piyasa değeri 208 milyon dolara gerileyince, Asya'nın en büyük havayolu şirketinin piyasa değeri Tunusair ve Austrian Air ile aynı seviyeye indi. Bu miktar, 1 adet geniş gövdeli Boeing 747-8'in maliyetinden daha az.



Bu arada, yeniden yapılanma paketi çerçevesinde Japan Havayolları'nın hükümetten 300 milyar yen alacağı belirtildi.



Öte yandan, iflas başvurusunu takiben şirketin Üst Yöneticisi Haruka Nishimatsu yerini elektronik üreticisi Kyocera'nın kurucusu Kazuo Inamori'ya bırakacak. 1959 yılında bir seramik şirketi olarak kurulan Kyocera, şu an yarı iletken bileşikler, mobil telefonlar, güneş pilleri üretiyor.


THY yolcusu 2009'da yüzde 11 arttı

Türk Hava Yolları'nın (THY) KAP'ta yayınlanan açıklamasında, Ocak-Aralık 2009 dönemine ilişkin trafik sonuçları bildirildi.

Buna göre; THY'nin 2008 döneminde 22.6 milyon olan yolcu sayısı 2009 yılında yüzde 11 oranında artışla 25.1 milyona ulaştı. Şirket, Dış Hatlarda Business Class ve Dıştan Dışa Transit Yolcu sayılarında da Ocak-Aralık 2008 dönemine kıyasla sırasıyla yüzde 6,2 ve yüzde 43,4 artış sağladı.

THY'nin yolcu doluluk oranı 3,1 puan azalışla yüzde 70,9 olarak gerçekleşti.

THY’nin diğer trafik sonuçları şöyle:

Arz edilen Koltuk Km (AKK), Ocak-Aralık 2008 döneminde 46.3 milyar iken, 2009 yılının aynı döneminde %22,0 artarak 56.5 milyara,

Ücretli Yolcu Km (ÜYK), Ocak-Aralık 2008 döneminde 34.3 milyar iken, 2009 yılının aynı döneminde %17,0 artarak 40.1 milyara,

Konma Sayısı, Ocak-Aralık 2008 döneminde 190.277 iken, 2009 yılının aynı döneminde %12,3 artışla 213.625'e,

Kargo-Posta, Ocak-Aralık 2008 döneminde 198.837 ton iken, 2009 yılının aynı döneminde %19,6 artışla 237.783 ton'a yükseldi.

[Air News Times]

25 Aralık 2009

Daily Mail Türkiye'nin yıldızı yine parlayacak [Turizm Gazetesi]

İngiliz Daily Mail Gazetesi, 2010 yılında ön plana çıkacak destinasyonlarla ilgili öngörüsünü açıkladı. 2009 tahminleriyle tam isabet kaydeden Daily Mail'e göre Türkiye'nin yıldızı 2010'da da parlamaya devam edecek. 2009 yılında popülaritesi artacak destinasyonlara ilişkin öngörülerinde büyük bir başarı yakalayan Daily Mail'in seyahat uzmanları şimdi de 2010 yılı tahminlerini açıkladı. Daily Mail'in turizm uzmanlarına göre, önümüzdeki yıl tatil destinasyonu belirlemede ekonomik koşullar yine ön planda olacak. En gözde tatil mekânları arasında artık kendini ispat etmiş Türkiye ve Mısır ile Tayland ve Tunus gibi ülkeler de yer alıyor. Turizm uzmanlarıyla paralel bir görüş ortaya koyan finans uzmanları ise her ne kadar keşfedilmemiş birkaç yer ve gelecek vaat eden destinasyonlar olsa da, 2010 yılında da ekonomik koşulların seyahat etmek isteyenlerin birinci önceliği olacağını belirtti. KUR İNGİLİZLERİ EUROZONE DIŞINA YÖNLENDİRECEK Pound'un Euro karşısında 2010 yılında düşüşünün devam edeceği tahmininde bulunan İngiliz Posta Ofisi Döviz İşlemleri Yöneticisi Mark O'Sullivan, "Pound önümüzdeki yıl da sıkıntı yaşayacak. Pound'un Euro karşısında yüzde 10 ila 15 değer kaybedeceğini ve Avrupa'nın ultra pahalı hale geleceğini düşünüyoruz. Parite en iyi ihtimalle 1.25 seviyelerine gelebilir ama 1.50 seviyelerinin tekrar yakalanması zor görünüyor" değerlendirmesinde bulundu. O'Sullivan kurlardaki değişimin, tüketicileri Eurozone dışındaki destinasyonlara yönlendireceği tahmininde bulundu. KÜLTÜR BAŞKENTİ OLMANIN FAYDALARI İstanbul'un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmasının avantajlarını kullanacağına dikkat çekilen haberde İstanbul'un doğu ve batının birleşme noktası olduğu, bunun bir klişe gibi algılandığı ancak gerçekten iki kültürün birleşme noktası olduğu ve bunu yaşamak için şehrin ziyaret edilmesi gerektiğine değinildi. İngilizlerin 2009 yılında Türkiye'ye artan ilgisi İngiliz posta ofisinin de açıkladığı verilerle de ortaya kondu. Döviz alım-satımı konusnda İngiltere'nin önde gelen kuruşlarından İngiliz Posta Ofisi, 2009 yılında Türk lirasına olan talepte yüzde 44 artış tespit edildiğini kaydetti.

24 Aralık 2009

Demiryolu 'çağ atlatacak' yasasını bekliyor [Transport]

Türkiye'de yıllardır devlet tekeli konumda olan demiryolu taşımacılığının önünü açacak olan Genel Demiryolu Kanunu ve TCDD Kanunu henüz tasarı halinde Ulaştırma Bakanlığı'nda bulunuyor. Özel sektör temsilcileri; tasarılardaki bazı eksikliklere rağmen kanunlaşmasının özel sektörün önünü açacağını ve demiryollarımıza köklü bir değişiklik getireceğini söylüyor. Ülkemizde demiryoluna yıllarca yeterli ilgili gösterilmedi. Demiryoluna olan ilgili 1950'lerden 2000'li yıllara kadar karayoluna, denizyoluna ve havayoluna oranla hep geri planda tutuldu. Ancak son dönemde gerek ayrılan yatırım kaynaklarındaki artış, gerekse demiryolu ile ilgili yasal düzenleme çalışmaları sektöre olan ilgiyi artırdı. Ne var ki, sektör çağdaş manada bir yasal düzenlemeye henüz kavuşamadı. Transport dergisi olarak bu ayki sayımızda demiryolu sektörünün önünü açacak olan Genel Demiryolu Kanunu Tasarısı ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Kanunu Tasarısı'nın kanunlaşmasının sektöre ne tür faydalar sağlayacağını sorguladık. Öncelikle tasarılar neyi getirecek o konudan başlayalım. Genel Demiryolu Kanunu Tasarısı ve TCDD Kanunu Tasarısı'nın hazırlanmasına ön ayak olan TCDD'ye tasarıların nasıl hazırlandığını ve sektöre neler kazandıracağını sorduk. İşte TCDD'ye yönelttiğimiz sorular ve o sorulara verilen cevaplar: DEMİRYOLUNDA REKABETİ ÜST DÜZEYE ÇIKARTACAK Tasarı, Türkiye demiryolu sektörüne ne tür kazanımlar sağlayacak? Türk demiryolu tarihinde son 85 yıldır tekel olarak yürütülen demiryolu taşımacılık faaliyetlerinin artık rekabet ortamında yürütülmesi ve demiryollarının yeniden canlandırılarak başta karayolları olmak üzere diğer taşımacılık türleri ile rekabet edebilir konuma gelmesi ve bu rekabet gücünün sürdürülebilir olarak devam ettirilebilmesi açısından bu yeniden yapılanma taslakları büyük önem arz etmektedir. Taşımacılık sektöründeki dengenin demiryolları lehine yeniden kurulması, demiryollarının canlandırılarak diğer ulaşım türlerine karşı rekabet gücünün arttırılması, öncelikle demiryolu sektörü içindeki rekabetin üst düzeye çıkarılabilmesine bağlıdır. "Genel Demiryolu Çerçeve Kanunu" taslağı ile demiryolu taşımacılığındaki mevcut tekelin kaldırılarak sektörünün serbestleştirilmesi sağlanmaktadır. Rekabetin düzenlemesi ve denetimi için bağımsız bir Demiryolu Rekabetini Düzenleme Makamı (Demiryolu Ulaştırması Genel Müdürlüğü) oluşturulmaktadır. Ayrıca, ayrım yapılmaksızın, şeffaf ve adil bir şekilde demiryolu altyapısının tahsis edilmesini, altyapı kullanım ücretlerinin belirlenmesini ve tahsil edilmesini sağlamak üzere, demiryolu altyapı yöneticisi ile taşımacılık hizmeti verecek demiryolu işletmeleri arasındaki ilişki, hukuki yapı, yönetim ve hesapların ayrılması bakımından tanımlanmaktadır. Sektöre yeni girecek demiryolu işletmeleri ve altyapı yöneticileri ile birlikte demiryolu emniyeti ve işletmeciliği daha fazla önem kazanacaktır. Demiryolu emniyetinin sağlanması ve geliştirilmesine yönelik olarak bağımsız düzenleme ve denetim yapmak üzere bir Demiryolu Emniyet Makamı(Demiryolu Ulaştırması Genel Müdürlüğü) oluşturulmaktadır. Ayrıca, altyapı yöneticileri ve demiryolu işletmelerinin emniyete ilişkin yükümlülükleri tanımlanmakta, işletmecilik ve emniyet açısından ilgili belgeleri almaları zorunlu hale getirilmektedir. Demiryolu emniyetiyle ilişkili olarak Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşmeyi sağlamak üzere 'Karşılıklı İşletilebilirlik' hususları da düzenlenmektedir. Diğer taraftan, demiryolu sisteminin emniyet açısından geliştirilmesini temin etmek için, meydana gelen kaza ve olayları incelemek, sebeplerinin tespit etmek ve benzerlerinin tekrarlanmaması için tavsiyelerde bulunmak üzere bağımsız bir Demiryolu Kaza Araştırma ve İnceleme Kurulu oluşturulmaktadır. Demiryolu sektöründeki yeniden yapılanmanın başarılı olabilmesi için, demiryolu taşımacılık fiyatlarının belirlenmesinde önemli rol oynayan, demiryolu yapım ve iyileştirme maliyetlerinin tamamının, karayollarında olduğu gibi devlet tarafından karşılanması sağlanmıştır. Mevcut demiryolu altyapısının bakım-onarım maliyetlerinin ise karayolu ile rekabete imkân verecek şekilde devlet tarafından kısmen karşılanmasına ilişkin düzenleme yapılmıştır. KENDİ TRENİ KENDİ PERSONELİ DÖNEMİ Tasarı kanunlaşırsa özel sektör ne gibi avantajlar elde edecek? Hâlihazırda TCDD tarafından tekel olarak yürütülen demiryolu ile yük ve yolcu taşımacılığı faaliyetleri tasarılarının kanunlaşması sonucu rekabet ortamında yapılmaya başlanacaktır. Mevcut durumda özel sektöre ait vagonlar TCDD'ye ait personel ve trenler ile taşınmaktadır. Yapılanma sonrasında ise özel sektör kendi trenleri ve kendi personeli ile demiryolu taşımacılığı yapma imkânına kavuşacak, böylece taşımacılık maliyetlerini ve zamanını kendisi daha fazla kontrol edebilir hale gelecektir. Tasarı kanunlaşırsa TCDD nasıl bir konumda olacak? "TCDD Kanun" taslağı ile genel kanuna uygun olarak TCDD'nin yeniden yapılandırılması sağlanmaktadır. TCDD'nin mevcut Kamu İktisadi Kuruluşu statüsü muhafaza edilmiştir. TCDD Altyapı Yöneticisi olarak belirlenmiştir. TCDD; yeni demiryolu yapımı, mevcut demiryollarının bakımı ve onarımı, tren trafiğinin sevk ve idaresi, demiryolu hat kapasitesinin önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde tren işletmelerine tahsisi, demiryolu altyapı kullanım ücretlerinin belirlenmesi ve demiryolu altyapısının kullanımı karşılığında belirlenen tarifelere göre ücretlerin eşit şartlarda tren işletmelerinden tahsili gibi görevleri yerine getirecektir. TCDD altyapı yönetimi ile ilgili görevlerini uygularken kamu ve özel tüm tren işletmelerine adil davranacak ve eşit mesafede olacak, görevlerini ayrımcı olmayan bir tarzda yerine getirecektir. Taşımacılık ile ilgili görevler ise TCDD'nin bağlı ortaklığı olarak yeni kurulacak DETAŞ'a devredilmektedir. Kamu tren işletmesi olacak DETAŞ, diğer tren işletmeleri ile eşit koşullarda rekabet ederek kendi trenleri ve personeli ile yük ve yolcu taşımacılığı yapacak ayrıca bu taşımacılık faaliyetlerini tamamlamak üzere her türlü ilave hizmetleri sağlayacak. STK'LAR İLE BİLGİLENDİRME TOPLANTILARI YAPILDI Her iki tasarının hazırlanma aşamasında nasıl bir yol izlendi? Sektörle ilgili sivil toplum örgütlerinden ve sektöre hâkim kişilerden görüşler alındı mı? Ülkemiz demiryolu sektörü için AB müktesebatı ile uyumlu yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla "Demiryolu Sektörünün Organizasyonu" adlı bir Eşleştirme Projesi gerçekleştirilmiştir. Proje kapsamında demiryolu sektörünü düzenleyen "Genel Demiryolu Çerçeve Kanunu'' ve "TCDD Kanunu" taslakları ile bunları tamamlayıcı nitelikteki "Demiryolu Emniyeti", "Demiryolu İşletme Lisansı", "Demiryollarında Karşılıklı İşletilebilirlik" ve "Demiryolu Altyapısına Erişim" yönetmelik taslakları hazırlanmıştır. Proje resmi olarak 1 Şubat 2005 tarihinde başlamış ve 31 Ekim 2006 tarihinde tamamlanmıştır. Eşleştirme Projesi, kanun ve yönetmelik taslaklarının nihai şekillerinin bir paket halinde proje liderleri tarafından 25 Ocak 2007 tarihinde son şeklinin verilmesiyle tamamlanmıştır. Eşleştirme Projesi kapsamında hazırlanan taslakların kanunlaştırılmasına yönelik olarak Ulaştırma Bakanlığı ile birlikte bir "Eylem Planı" hazırlanmış ve taslaklar ön görüş alınarak Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve DPT Müsteşarlığına gönderilmiştir. Gelen ön görüşler doğrultusunda taslakların revize edilmesini ve ilgili teknik çalışmaların tamamlanmasını sağlamak üzere 16 Ocak 2008 tarihinde Ulaştırma Bakanlığımız Müşaviri başkanlığında TCDD bünyesinde bir komisyon oluşturulmuştur. Özellikle eşleştirme taslakları hakkında ilgili kamu kurum ve kuruluşlardan alınan ön görüşlerin yanı sıra Türkiye'deki kamu sektöründe yeniden yapılanma konusunda deneyime sahip, üst düzey görev yapmış veya yapan çeşitli uzmanların da tavsiyeleri dikkate alınarak komisyon tarafından taslaklar yeniden düzenlenmiştir. Düzenlenen bu taslaklar hakkında Ulaştırma Bakanlığı ve TCDD üst yönetimi, önceki TCDD Genel Müdürleri, özellikle TCDD çalışanlarının yer aldığı dernek ve sendika ile Demiryolu Taşımacılık Derneği (DTD) gibi demiryolu ile ilgili bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bilgilendirme toplantıları yapılmıştır. Ayrıca, resmi olarak 15 Temmuz 2008 tarihinde Ulaştırma Bakanlığına gönderilen taslaklar TCDD web sitesinde yayınlanmıştır. Taslaklar hakkında gerek yapılan toplantılarda alınan gerekse kuruluşumuza iletilen yazılı veya sözlü görüş ve öneriler doğrultusunda Bakanlığımıza gönderilen taslaklar ile ilgili değerlendirme çalışmaları halen devam etmektedir. Taslaklara Ulaştırma Bakanlığı tarafından nihai hali verildikten sonra, tüm Bakanlıklar ile ilgili kamu ve sivil toplum kuruluşlarından ayrıca resmi görüş alınacaktır. Tasarının kanunlaşmasında gecikmeler olduğu yönünde eleştiriler var. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir? Kuruluşumuz "TCDD Kanunu Tasarısına" ilişkin çalışmayı tamamlayarak Ulaştırma Bakanlığına göndermiştir.

Lufthansa Şirketler Grubu bu yılın 9 ayında 226 milyon avro işletme kârı elde etti.[Transport]

Yılın dokuz ayında talebin devam etmesine rağmen yolcu taşımacılığı alanındaki gelirlerde azalma görüldü. Deutsche Lufthansa AG yılın dokuz ayında 226 milyon avro işletme kârı elde etti. Elde edilen kazanç içinde ilk kez Austrian Airlines ve bmi havayolu şirketlerinin de toplam 28 milyon avro katkısı bulunuyor. Şirketler grubunun kazancı yılın dokuz aylık dönemi sonunda da bir önceki yıla kıyasla düşük düzeyde kaldı. Kârın düşük olmasının en önemli nedenlerini ekonomik konjonktür dolayısıyla talebin gerilemiş olması ve yolcu taşımacılığı alanındaki ortalama kazancın büyük oranda azalmış olmasının oluşturduğu belirtiliyor. Konuyla ilgili Lufthansa'dan yapılan açıklamada, yaşanan ekonomik krize dayalı olarak özellikle iş seyahatlerinde belirgin gerileme görüldüğü ve bunun neticesinde tüm yolcu sınıflarında daha hassas bir fiyat politikası uygulanmak zorunda kalındığı belirtildi. Deutsche Lufthansa AG Yönetim Kurulu Başkanı Wolfgang Mayrhuber dokuz ayın bilanço verilerini şu şekilde açıkladı: "Sektördeki türbülansları önceden görerek sağlam bir temel ve cazip ürünlerle kemerlerimizi sıkıca bağlamış olmamızın yararını şimdi görüyoruz. Buna rağmen elde etmiş olduğumuz sonuçtan memnun olamayız. Çabalarımızı yoğunlaştırmalı ve kârlılığımızı korumaya yönelik önlemleri sürdürmeliyiz. Rakamlar zaten gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Yolcu taşımacılığı alanındaki talebin son zamanlarda istikrara kavuşmuş olduğu, ancak rekor düzeyde doluluk oranına rağmen satış gelirlerinde artış sağlanamadığını görüyoruz. Tüm faaliyet alanlarında krizin etkisini frenlemeye ve mevcut yapıları rekabet koşullarına uyumlu hale getirmeye çalışıyoruz." YÜZDE 13.2 GERİLEME Lufthansa Şirketler Grubu'nun cirosu 2009 yılının dokuz ayında 16.2 milyar avro ile bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 13.2 oranında geriledi. Bilet satışlarından elde edilen gelir yüzde 16.3 azalarak 12.6 milyar avro oldu. Bunda yolcu ve kargo rakamlarındaki düşüş ve yolcu başına elde edilen ortalama kazanç belirleyici rol oynadı. Şirketler grubunun toplam işletme geliriâ€"söz konusu dönem içindeâ€"yüzde 8.7 azalarak 18.1 milyar avro oldu. İşletme giderleri yılın dokuz ayında yüzde 5.8 oranında gerileyerek 17.8 milyar avro düzeyine indi. Bunun en önemli nedenini yakıt giderlerinin 1.5 milyar avro azalmış olması oluşturdu. Yüzde 36.4' e denk gelen bu azalma gerek fiyattan gerekse miktardan kaynaklanıyordu. Harçlarda yüzde 3 artış oldu. Ancak konsolide şirketlerden arındırılmış oran bir önceki yıla kıyasla yüzde 2.1 oranında gerilemeye denk gelmekteydi. Şirketler grubunun işletme kârı yılın ilk 9 ayı için 226 milyon avro olarak açıklandı. Böylelikle bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla işletme kârı 728 milyon avro gerilemiş oldu. İşletme kârı Austrian Airlines ve bmi havayolu şirketlerinin toplam 28 milyon avroluk katkısını ve aynı zamanda Austrian Airlines' ın (Badwill) ilk alım işleminden kaynaklanan 61 milyon avro tutarındaki farkı da içeriyor. İşletme kârındaki gerileme öncelikle yolcu taşımacılığı ve lojistik alanlarındaki olumsuz gelişmeden kaynaklanıyor. Şirketler grubunun toplam kârı ise 32 milyon avro oldu. Geçen yılın aynı döneminde toplam kâr 529 milyon avro düzeyinde bulunuyordu. 1.8 MİLYAR AVRO YATIRIM Lufthansa 2009 yılının ilk dokuz ayında 1.8 milyar avro değerinde yatırım gerçekleştirdi. Bunun 1.4 milyar avroluk bölümünü filonun genişletilmesi ve modernizasyonu için yapılan yatırımlar oluşturdu. 65 milyon avro ise SN Airholding SAC/V (Brussels Airlines) şirketinin yüzde 45'lik hissesinin alımı için ödendi. Şirketler grubuna dahil edilecek havayolu şirketlerinin (Austrian Airlines ve bmi) alımı için ayrıca 56 milyon avro harcama yapıldı. Kalan Condor hisselerinin satışından ve bununla bağlantılı kredilerin ödenmesinden sonra 77 milyon avro tutarında gelir elde edildi. Operasyonel cashflow 1.4 milyar avro oldu. Şirketler grubunun yılın üçüncü çeyreğinin sonundaki net kredi borcu 1.9 milyar avro olarak belirlendi.İşletme kârı 226 milyon avro Lufthansa Şirketler Grubu bu yılın 9 ayında 226 milyon avro işletme kârı elde etti. Yılın dokuz ayında talebin devam etmesine rağmen yolcu taşımacılığı alanındaki gelirlerde azalma görüldü. Deutsche Lufthansa AG yılın dokuz ayında 226 milyon avro işletme kârı elde etti. Elde edilen kazanç içinde ilk kez Austrian Airlines ve bmi havayolu şirketlerinin de toplam 28 milyon avro katkısı bulunuyor. Şirketler grubunun kazancı yılın dokuz aylık dönemi sonunda da bir önceki yıla kıyasla düşük düzeyde kaldı. Kârın düşük olmasının en önemli nedenlerini ekonomik konjonktür dolayısıyla talebin gerilemiş olması ve yolcu taşımacılığı alanındaki ortalama kazancın büyük oranda azalmış olmasının oluşturduğu belirtiliyor. Konuyla ilgili Lufthansa'dan yapılan açıklamada, yaşanan ekonomik krize dayalı olarak özellikle iş seyahatlerinde belirgin gerileme görüldüğü ve bunun neticesinde tüm yolcu sınıflarında daha hassas bir fiyat politikası uygulanmak zorunda kalındığı belirtildi. Deutsche Lufthansa AG Yönetim Kurulu Başkanı Wolfgang Mayrhuber dokuz ayın bilanço verilerini şu şekilde açıkladı: "Sektördeki türbülansları önceden görerek sağlam bir temel ve cazip ürünlerle kemerlerimizi sıkıca bağlamış olmamızın yararını şimdi görüyoruz. Buna rağmen elde etmiş olduğumuz sonuçtan memnun olamayız. Çabalarımızı yoğunlaştırmalı ve kârlılığımızı korumaya yönelik önlemleri sürdürmeliyiz. Rakamlar zaten gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Yolcu taşımacılığı alanındaki talebin son zamanlarda istikrara kavuşmuş olduğu, ancak rekor düzeyde doluluk oranına rağmen satış gelirlerinde artış sağlanamadığını görüyoruz. Tüm faaliyet alanlarında krizin etkisini frenlemeye ve mevcut yapıları rekabet koşullarına uyumlu hale getirmeye çalışıyoruz." YÜZDE 13.2 GERİLEME Lufthansa Şirketler Grubu'nun cirosu 2009 yılının dokuz ayında 16.2 milyar avro ile bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 13.2 oranında geriledi. Bilet satışlarından elde edilen gelir yüzde 16.3 azalarak 12.6 milyar avro oldu. Bunda yolcu ve kargo rakamlarındaki düşüş ve yolcu başına elde edilen ortalama kazanç belirleyici rol oynadı. Şirketler grubunun toplam işletme geliriâ€"söz konusu dönem içindeâ€"yüzde 8.7 azalarak 18.1 milyar avro oldu. İşletme giderleri yılın dokuz ayında yüzde 5.8 oranında gerileyerek 17.8 milyar avro düzeyine indi. Bunun en önemli nedenini yakıt giderlerinin 1.5 milyar avro azalmış olması oluşturdu. Yüzde 36.4' e denk gelen bu azalma gerek fiyattan gerekse miktardan kaynaklanıyordu. Harçlarda yüzde 3 artış oldu. Ancak konsolide şirketlerden arındırılmış oran bir önceki yıla kıyasla yüzde 2.1 oranında gerilemeye denk gelmekteydi. Şirketler grubunun işletme kârı yılın ilk 9 ayı için 226 milyon avro olarak açıklandı. Böylelikle bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla işletme kârı 728 milyon avro gerilemiş oldu. İşletme kârı Austrian Airlines ve bmi havayolu şirketlerinin toplam 28 milyon avroluk katkısını ve aynı zamanda Austrian Airlines' ın (Badwill) ilk alım işleminden kaynaklanan 61 milyon avro tutarındaki farkı da içeriyor. İşletme kârındaki gerileme öncelikle yolcu taşımacılığı ve lojistik alanlarındaki olumsuz gelişmeden kaynaklanıyor. Şirketler grubunun toplam kârı ise 32 milyon avro oldu. Geçen yılın aynı döneminde toplam kâr 529 milyon avro düzeyinde bulunuyordu. 1.8 MİLYAR AVRO YATIRIM Lufthansa 2009 yılının ilk dokuz ayında 1.8 milyar avro değerinde yatırım gerçekleştirdi. Bunun 1.4 milyar avroluk bölümünü filonun genişletilmesi ve modernizasyonu için yapılan yatırımlar oluşturdu. 65 milyon avro ise SN Airholding SAC/V (Brussels Airlines) şirketinin yüzde 45'lik hissesinin alımı için ödendi. Şirketler grubuna dahil edilecek havayolu şirketlerinin (Austrian Airlines ve bmi) alımı için ayrıca 56 milyon avro harcama yapıldı. Kalan Condor hisselerinin satışından ve bununla bağlantılı kredilerin ödenmesinden sonra 77 milyon avro tutarında gelir elde edildi. Operasyonel cashflow 1.4 milyar avro oldu. Şirketler grubunun yılın üçüncü çeyreğinin sonundaki net kredi borcu 1.9 milyar avro olarak belirlendi.

[Aralık 2009]

09 Kasım 2009

Havalimanlarından yolcu arttırma atağı [Tolga TURGUT]

Pekin'de düzenlenen 'World Route Development Forum'da, bundan böyle havalimanlarının havayolu ve yolcu trafiğini arttırmak üzere çok daha proaktif olmaları gerektiği netlik kazandı ve hedefler arasına alındı. Ekonomik daralma konusundaki önlem, faaliyet ve yenilikler, havayollarının olduğu kadar havalimanları yönetimlerinin de ana gündem maddelerini oluşturuyor. Ağırlıklı olarak ABD'de başlayan düşük maliyetli havayolları (DMH) atağı, Avrupa'da özellikle son 20 yılda en üst seviyelere ulaştı. Bugün Avrupa pazarında toplam yolcu trafiğinin yüzde 30 üzerindeki bölümü, artık DMH ile uçuyor. Sektörel tahminlere göre orta-uzun vadede network havayollarının yıllık büyüme oranı tek haneli yüzdelerde seyredecek iken, DMH iş planı uygulayan havayolları çift hanelerle büyüyecek. Peki, bu gelişmelerin havalimanlarına izdüşümü ne olacak? DMH iş planı ile hareket eden taşıyıcılar, süratle network havayolları ile paylaştıkları orta-büyük ölçekli ve maliyetli havalimanlarından kaçarak alternatif meydanları tercih edecekler. Şu anda zaten gerçekleşmekte olan bu eğilim yakın gelecekte hızlanacak. Bu nedenle, özellikle Avrupalı havalimanı işletmeleri daha proaktif olma kararı almış durumda. DMH trafiklerini kaybetmemek adına bu profildeki havayollarına uygun düşük maliyetli terminaller (DMT) inşa etme projelerini hızlandırıyorlar. Öncülüğü Marsilya, Bordeaux ve Montpellier gibi havalimanlarında Fransızlar yapıyor. Onları Danimarka'dan Kopenhag Havalimanı takip ediyor. Amaç, yüksek maliyetli mermer saray benzeri yapılar yerine, yolcu temel ihtiyaçlarına yönelik düşük maliyeli, çok amaçlı, fonksiyonel terminaller yapmak ve iniş sonrasında gerekli hizmetleri tamamladıktan sonra uçağı maksimum 25 dakikada içinde tekrar pist başına gönderebilmek. DMT PROJELERİ GERÇEKLEŞEBİLİR Mİ?Ülkemizde 15 yıldır genelde başarı ile uygulanan yap-işlet-devret sisteminden dolayı, kısa vadede düşük maliyetli terminaller inşa edilmesi ve ülkemiz havayollarına hizmet sunulması çok zor. Çözüme en uygun olabilecek Sabiha Gökçen Havalimanı'nın 2007 yılında tahmin edilen bedelin üzerinde ihale edilmesi sonrası kanımca daha da zorlaştı. İşin en garip tarafı da Pegasus ve Sunexpress haricinde Türk bayrağı taşıyan DMH'lerin Sabiha Gökçen'in potansiyelini hala kavrayamamış olmaları. Peki, bundan sonra havayollarımız ve havalimanı işletmelerimizi bu hususta nasıl daha rekabetçi hale getirebiliriz? DHMİ öncelikle, yap-işlet-devret süreleri birkaç yıl içinde dolacak ve tekrar işlet-devret ihaleleri yapılacak olan Dalaman ve Adnan Menderes Havalimanları için konvansiyonel terminal projeleri ile beraber DMT'ni de kapsayan projeler hazırlamalı. Ancak bu sayede, Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetler ekseninde yer alan bölgede havacılık anlamında ülkesel bir hub olabiliriz. Aksi halde sadece kısa dönemli başarılı havalimanı yenileştirme atılımları gerçekleştirmiş bir ülke oluruz, o kadar. [Air News Times]

03 Kasım 2009

Paul Steele : ATAG - Baş Yöneticisi ile röportaj

S: 60 yıl içerisinde sıfır yayılımın mümkün olacağını düşünüyor musunuz? C:Evet düşünüyorum bunu söylememin sebebi, bu endüstrinin teknolojik gelişmeler yapmakta harika bir geçmişi var. Geçen 40 yıl içerisinde yakıt verimliliğinde sahip olduğumuz %70’lik gelişmeye bakarsanız, aynı ordanda da sesi vb. azalttık. Bunun olabilme ihtimaline de gerçekten inanıyorum. Şu ana kadar denenmiş pek çok teknolojiler var, bunlardan en ilginç olanı güneş enerjisidir. Bu yıl sadece güneş enerjisini kullanan bir uçak dünya çevresinde uçacak, sadece bir adam taşıyacak ama Wright kardeşlerin ne olduğunu düşünün ve 50 yıl sonra Atlantik karşısına jet uçaklarıyla geçiş yapabiliyoruz. Herşeyin mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bu yüzyılın ortasında sıfır karbonlu uçuşun olanağına inanıyorum.
S: Havayollarının ve havaalanlarının şu ana kadar ne yaptığını düşünüyorsunuz? C: Geçen yıl çevre zirvesindeki anahtar şeylerden biri endüstride birleşme sağladığımızdan emin olmaktı ve bu da yaptığımız zirve duyurusunun arkasındaki sebepti. Ben geçen seneden beri bir çok birleşme örneği yaşadığımız için çok memnunum, bunlardan biri bugün Avrupa’da 2013’e kadar Avrupa’ya geçişte yüzlerce havaalanında tamamlanacak olan, şu anda devam eden bir yaklaşım hakkındaki anlaşmayla ilgili ve bu, havaalanları, havayolları, hava yolu yönetimi ve sefer servis sağlayıcısı vb arasındaki harika bir birleşmeden oluşuyor. Bence bu iyi bir örnek. Bir diğer ve belki de en heyecan verici gelişmelerden biri havacılık ve kısmen bioyakıt için altentif yakıtlar sunan bir gelişme hakkında devam eden bir çalışma ve biz bu sene dört tane test uçuşunu gördük ve bu testleri mümkün hale getirebilmek için uçak, motor, yakıt üreticisi, havayolları ve hava sefer sağlayıcıları arasında inanılmaz derecede bir iş birliğine ihtiyaç var.
S: Geçen yılın beyannamesinden beri neler yapıldı? C: Eğer havacılık hakkında çevre değişiklikleri yapmayı gerçekten istiyorsak, endüstrinin her bir parçası bunu kendi başına yapamaz, bunun farkına varıldı, yani, gördüğünüz hava endüstrisi ortaklarının bir anlaşma içinde gerçekten yeni teknolojiler keşfetmek, uçakları çalıştırmakta yeni yollar keşfetmek, hava trafiği yönetiminde gerçek sürme verimliliği ve bioyakıt gibi tamamen yeni teknolojilerin keşfi için uğraşmasıdır ve bu dönemde bile bu alanlarda gerçekleştirilen çok sayıda çalışma var.
S: Bu amacın gerçekleşmesi için bir çok yatırım ve fonun gerekli olduğunu düşünüyor musunuz? C: Sürekli yatırıma ve fona ihtiyaç var. Havacılıkta yayılımını önlemenin en büyük başlıca etkenlerinden biri havayollarının takımlarını yenilemeye devam etmesidir ve şu anda süren ekonomik krizde bu gerçekten çok zor bir şey. Bizim istediğimiz, araştırmada, gelişmede Avrupa Birliği’nin ‘temiz kayak’ anlaşmasında yaptığı gibi daha çok hükümet yardımı görmek, gerçekten denemek, yenilikçi teknolojileri tanımlamak ve bu tamamlanmış teknolojileri yapabildiğimiz kadar hızlı süre içerisinde yeni uçaklarımıza koymak. Hava trafiği yönetiminde acil olarak yatırıma ihtiyacımız var ve uzun süredir konuştuğumuz bir gerçek olan Next Gen ve Single European Sky’ı gerçekleştirmemiz gerekmekte, şu anda gerçekleşeceğine dair işaretler var ve bence hükümetin bunları gerçekleştirmek için yatırım yapması gerçekten çok iyi olurdu. Ayrıca, üçüncü alan tabi ki yeni yatırımcıları bu endüstri şekline çekmeye, ticarileşmede fırsatlardan tam olarak yararlanmaya ve havacılık için alternatif yakıtları yüksetlemeye ihtiyacımızın olduğu alternatif yakıtların ve bioyakıtların bulunduğu bütün alandır. Yani, evet, bu, bu yönde gerçekten yoğun bir sermaye yatırımı ve yoğun bir endüstri ama havacılık endüstrisindeki mükemmel düşünce şu ki yakıt ve yayılım verimliliği beraber hareket ediyor. Ne kadar az yakıt kullanırsanız o kadar çok para biriktirirsiniz ama aynı zamanda da daha fazla yayılımı azaltmış olursunuz.
S: Havayollarının ekonomik olarak bununla başa çıkacağını düşünüyor musunuz? C: Bence bu gerçekten yorucu ve zor bi dönem, yani, belki de, tarihinde endüstrinin gördüğü en zor evren çalışması olduğunu söylemek adil olur ve hiç kimse şu anda süren ekonomik krizin ne kadar devam edeceğini bilmiyor. Endüstri için bu dönemi atlatmasının çok önemli olduğu düşüncesindeyim. Gerçekten çok zor olacak.
S: Bioyakıtların ticari olarak ne zaman piyasada bulunacağını düşünüyorsunuz? C: Geçen sene içindeki büyük gelişmelerden biri bu bence, eğer bana geçen sene sorsaydınız, sertifika için 2017, 2018’den bahsediyor olurduk. Ama şu anda sertifikanın 2010, 2011’de ulaşılabileceğinden, yakıtların piyasada bulunması 2012-2013’e kadar gerçekleşeceğinden bahsediyoruz. Umut ediyoruz ki makul bir pay, önemli bir yüzde, tüm endüstri örnekleri tarafından bunu geliştirmek için büyük bir iş birliği gerekmekte, fazlası olamıyorsa eğer, bahsettiğim %10’luk bir kısım. Ama ben gerçekten inanıyorum ki istek var, arzu var ve şu anda asıl zorluk yatırımın doğru miktarına sahip olmak ve bunu gerçekleştirmek için hükümetten doğru desteği alabilmek.
S: Uzun dönemdeki planlarınız nelerdir? C: Daha uzun dönemde, teknolojik gelişmelere, araştırmalara odaklanmak, hava trafiği yönetimindeki ihtiyacımız olan gelişmelere devam etmek. Havayolları çalışmalarında verimliliği arttırmak ve tabi ki bioyakıt hayalini gerçeğe dönüştürmek için her türlü fırsatı kollamaya devam edecekler. Bunlar şu anda ve 2020 arasında odaklandığımız anahtar kelimeler.
S: Bu endüstri çevre konusunda başka endüstriden daha çok etkileniyor. Onaylıyor musunuz? C: Bir çok farklı şeyi temsil ettiği için havacılık ironik bir endüstridir. Küreselleşmeyi sembol ediyor, eskiden sadece zenginlerin kullandığı bir şeydi, ben bunun artık doğru olduğunu düşünmüyorum ama hala bunun bir lüks olduğu aurası kaybolmadı. Yani düşünüyorum ki küresel konuda green house gaz yayılımının %3’ünü gerçekleştirdiği düşünülürse hakettiği ilgiyi almıyor. Endüstrinin bunun tam olarak ne yaptığını anlatmak ve pozitif kaydı hakkında konuşmak için daha fazlasını yapabileceğine inandığımı söylemiştim çünkü eğer gürültü, yerel hava koşullarında CO2 yayılımlarını düşünürseniz, başka endüstrinin yayılımları ve çevre etkisini azaltmak için daha fazlasını yaptığına inanmıyorum. Gerçekten biraz inandığımız yapılmış çok fazla çalışma var. Bence biz, havacılığın yıllardır üzerinde çalıştığı bu konulara yeni odaklanmaya başlayan diğer endüstrilerle karşılaştırıldığında bizi zarara sokan bir çok çalışma yaptık.
Air News Times / Seçil DUMANOĞLU

02 Kasım 2009

THY dünyada ilk dört havayolu arasında

THY, borç ödeme gücü ve finansal dayanıklılık açısından dünyanın en iyi dördüncü havayolu oldu
Dünyanın saygın havacılık dergilerinden Aviation Week’in borç ödeme gücü, cari oran, sınırlı yükümlülük kapsamı gibi havayolunun bütün finansal dayanıklılığı esas alınarak yaptığı değerlendirmeye göre göre Türk Hava Yolları (THY), Singapur Havayolları, Lufthansa ve Malezya Havayolları’nın ardından 62 puanla dördüncü sırada yer aldı. THY Ocak-Ağustos 2009 dönemini içeren sekiz aylık rakamlarını açıkladı. Continental Havayolları’nın Star Alliance bünyesine katılması sebebiyle New York’ta düzenlenen törene katılan THY Genel Müdürü Temel Kotil, şirketin büyüme hızını ve finansal ve operasyonel verilerini dünya medyasıyla paylaştı. THY tarafından hazırlanan raporda yer alan ilginç bilgilerden bazıları şöyle: Dış hat uçuşlarında aslan payı THY’nin Türkiye’den yapılan dış hat uçuşlarında THY yüzde 59 pay ile ilk sırada yer alırken diğer yabancı havayollarının payı yüzde 32’de kaldı. THY, Avrupalı havayolları içinde yolcu pazar payı olarak dördüncü sırada yer aldı. 2005’ten bu yana koltuk kapasitesini yüzde 60 arttıran THY’nin 2009 Eylül ayı sonunda toplam koltuk kapasitesi 23 bine ulaştı. Yakıttan yüzde 36 tasarruf edildi 2009’un ilk altı ayında THY’nin operasyonel harcamaları içinde en büyük payı yüzde 24 ile personel giderleri oluşturuyor. İlk yarıda personeli için 316 milyon Euro harcayan THY’nin gider kaleminde ikinci sırayı yüzde 22 ile yakıt harcamaları aldı. İlk altı ayda yakıt için 288 milyon Euro harcayan THY geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36 tasarruf etti. Genç filo atmosferi daha az kirletti Filosundaki uçak sayısı artarken filoya katılan genç uçaklar yakıt tasarrufunun başlıca nedeni. THY Ocak-Eylül 2009 döneminde 95 bin kilodan fazla yakıt tasarrufunda bulunurken 300 bin kiloya yakın daha az salınım gerçekleştirdi.